top of page

Küçük Samimi Adımlar

  • Yazarın fotoğrafı: asu somer
    asu somer
  • 24 Oca
  • 2 dakikada okunur

Her birimiz daha huzurlu olmak isteriz.


Dış koşulların değişken ve yer yer zorlayıcı olduğunu kabul etmek çoğu zaman kolaydır.


Peki neden sessiz ve huzurlu bir yerdeyken de zihnimizdeki o faydasız gürültüyle zehirleniriz?


Neden etrafımızda bizi çileden çıkaracak tek bir kişi bile yokken, olumsuz düşünceler ve şikâyetler bitmez?


Düşüncelerin bu şekilde devam eden akışı, çoğu zaman insanı ıstıraba sürükleyen bir yayına dönüşür. Huzurumuz, sandığımızdan çok daha güçlü biçimde, bu iç yayınla kurduğumuz ilişkiye bağlıdır.


Ne düşünürüm?

Düşüncelerime ne kadar tutunurum?

Onlara ne kadar gerçeklik atfederim?


Dış dünyayı kontrol edemediğimiz gibi, kendi düşüncelerimizi kontrol etmekte de çoğu zaman aciziz. Ama tam da bunu gördüğümüzde, başka bir yol belirir:

Düşüncelerimizi kontrol edemeyebiliriz, fakat onlarla kurduğumuz ilişkiyi dönüştürebiliriz.


Zihnimide yer tutan, sürekli dönüp duran düşünceleri fark etmek; onlara mesafeli bir dikkatle yaklaşmak, beni nereye doğru sürüklediklerini görmek…

Bu kısır döngüden çıkmanın ilk adımıdır.


Ne var ki, düşünceler düşünmeyle dönüşmüyor...


Yin yoga dâhil pek çok uygulamada yol, önce bedenden başlar.

Bedensel hislerle çalışır, bedensel deneyimlerden öğreniriz.

Kadim öğretilerin işaret ettiği gibi:

Beden, zihin ve ruh bir bütündür.

Gerçek bilgiye erişmenin yolu, kitaplar değil, kendimizi bilmektir.


Yin yoga pratiğinde kullandığımız yaklaşım; dış uyaranlardan bir süreliğine geri çekilmek, yavaşlamak, hissetmeye gönüllü olmak ve zorlamamaktır.

Bu alanın en önemli unsurlarından biri de kendini sevmeye açılmaktır.

Bu bir süreçtir; her öğe bir diğerini besler, büyütür ve destekler.


“Kendini sevmek” kavramının ne anlama geldiğini idrak etmem uzun bir yolculuktu.

Hâlâ bu yolu adımlıyorum.

Bunu birkaç cümleyle özetlemek mümkün değil: Beden, his, duygu ve düşüncelerle birlikte; süreç içinde çözülen ve sonu olmak zorunda olmayan bir ortaya çıkış hikâyesi bu.


Basit ama derin bir gerçek:

Kendimde olmayanı başkasına sunamam. Sevgi kapasitesi özde içsel bir süreçle ilişkilidir. Öz sevgi içimde yeterince beslenebilirse, bu sevgi doğal olarak başkalarına da akar. Oysa kendime anlayışlı olmadığımda, diğerine tahammül etmek zorlaşır. Kendimi sevmekte zorlanırken, biri başkasını da sağlıklı biçimde sevme konusunda da zorluk yaşarım.

Dolmayan bardak nasıl boşalsın? Bana ulaşamayan nasıl benden aksın?


Sevgi, gelen ve giden, sürekli akan bir enerji.

Onu zorlayamam ama ona alan açabilirim.


Sevginin hem bize hem bizden akabilmesi için, açık olma hâlimizi korumamız gerekir.

Kapanmışsak, kendimizi tatlılıkla yeniden açılmaya davet edebiliriz.


Bu davet bazen bir nefesle, bazen bedene kulak vermekle ya da yavaşlamaya izin vermekle başlar.


Küçük ve samimi adımlar, beklediğimizden daha büyük kapılar aralar.


 
 
 

Yorumlar


asusomer.com
  • White Facebook Icon
  • White Instagram Icon

Haberdar ol / Subscribe

© 2025 Asu Somer

bottom of page