Egzersiz ve Fedakarlık

Yazan: Paul Grilley / Türkçeye Çeviren: Asu Somer


Bu metin Paul Grilley'in websitesinde yer alan kendi yazdığı 3. makalenin çevirisidir. http://www.paulgrilley.com/


Egzersiz ve Fedakarlık

Son makalemizde, neden Yin ve Yang doku arasında bir ayrıma gitmemiz gerektiği konusu üzerinde durmuştuk. Yang dokular Yang bir şekilde, Yin dokular Yin bir şekilde çalıştırılmalıdır. Kaslar Yang, kemikler ve bağ dokular Yin’dir. Yang kaslar ritmik ve tekrarlı bir şekilde çalıştırılmalıdır. Bağ doku veya kemik uzun süre sabitlik ve hareketsizlikle çalıştırılmalıdır. Ağırlık çalışmasının ritmik kasılma ve gevşemeleri kaslar için uygun bir egzersiz yöntemidir. Diş tellerinin dişlere uyguladığı uzun süreli ve sürekli baskı dişlerin hizasını değiştirmek için uygun bir yöntemdir.

Yang dokuları Yin şekilde çalıştırmak ve tam tersi zarar verici olabilir. Spor salonunda derin çömelmeler yapmak ve her seferinde çok uzun süre kalmak omurga ve dizlerimiz için çok korkunç olabilir. Dişlerimizi ritmik bir şekilde ileri geri sallamak, dişlerimiz için feci olabilir.

Etkilemek istediğimiz dokuya göre egzersiz farklı olmalıdır ama her şeyden önce egzersiz nedir? Nasıl çalışır? Bu makalenin konusu budur.


Egzersiz Teorisi

Egzersizin temel teorisi bir dokuyu güçlendirmek için ona kuvvet uygulamamız gerektiğidir. Spor salonunda kaslarımızın daha güçlü hale gelmesi için ağırlık kaldırırız. İşin komik tarafı egzersizin sonunda başlangıca oranla daha zayıf bir hale geliriz. Egzersiz boyunca çalıştırdığımız kaslarımız sonunda bitkin ve güçsüz düşer. Vücut geliştiren biri için, “iyi” bir çalışmanın ardından “Ayakkabılarımı bağlayacak gücüm kalmadı!” demek bir iftihar ölçüsüdür.

Eğer ağırlık çalışmanın amacı daha güçlü hale gelmekse neden o kadar çalışıp da kaslarımızı daha bitkin ve güçsüz hale getiriyoruz? Çünkü toparlandığımızda kaslarımızın daha güçlü olmasını ümit ediyoruz. Kaslarımız çabalarımız ile değişir. Aslında kaslarımız gerilip yorulduktan sonra sadece kendilerini onarmakla kalmaz daha fazla sinir, kan damarı ve protein oluşturarak gelişir. Durup bir düşündüğümüzde, bu harikulade bir şeydir! Peki bu nasıl oluyor?


Aslında bunu hiç kimse bilmiyor.

Kadim Yogiler yaşamın bu gizemli kendini değiştirebilme yeteneğini keşfetmişler ve bunu “prana” adını verdikleri bir yaşam gücüne atfetmişlerdir. Taocular bu yaşam gücüne “çi” ismini vermişlerdir. Yaşayan ve yaşamayan alemleri birbirinden ayıran bu yaşam gücüdür. Bir parça halatı sürekli olarak gerip büksek “toparlanıp daha güçlü bir hale gelmez”. Halat zayıflar, aşınır ve nihayetinde kopar.

Üzerilerine uygulanan kuvvete göre gelişip uyum sağlama yeteneği yaşayan şeylerin etkili bir tanımıdır. Kayalar ve çubuklar baskılara uyum sağlamazlar, sadece bu kuvvetler altında parçalanırlar.

Fedakarlık Teorisi

Eski yazıtlarda Egzersiz Teorisi, daha geniş bir teori olan Fedakarlık Teorisi’nin içinde yer alır. Fedakarlık Teorisi’ne göre elimizdekinden daha fazlasını elde etmek için, elimizdekinin bir kısmından vazgeçmemiz gerekir. Fedakarlık Teorisi sadece fiziksel alemleri kapsamakla kalmaz, insani gayretin politik ve ruhsal tarafları dahil tüm alemlerini kapsar. Hint yazıtları günlerce süren ve muazzam maliyetleri bulan Fedakarlıklar hikayeleri ile doludur. Fedakarlıklar (kurban adamak) hasatı emniyete almak, krallığa bolluk getirmek ve belayı savuşturmak için yapılırdı.

Açıkça kendini belli etmese de Fedakarlık Teorisi hala bizimledir. Egzersiz yaparken, daha güçlü olmak için gücümüzün bir kısmından fedakarlık yaparız. Yatırım yaparken, daha çoğunu kazanmak için paramızın bir kısmını riske ederiz. Aşılanırken bedenimizin bir hastalığa karşı direnç geliştirmesi için, onu hastalığın daha zayıf bi formu ile hasta ederiz.

Her ağırlık kaldırdığımızda bir fedakarlık yaparız. Bu fedakarlık eylemleri bizi daha zayıf yapar, daha güçlü değil. Umduğumuz, bu fedakarlıklarımızın güç artışı ile ödüllendirilmesidir. Bunun tam olarak nasıl olduğunu biliyor muyuz? Hayır. Bunun ne kadar süreceğini herhangi bir şekilde kontrol edebilir miyiz? Hayır. Tüm bunlar kontrolümüz dışındadır. Kontrol edebildiğimiz tek şey yapmaya gönüllü olduğumuz fedakarlıklar ile ilgilidir. Bhagavad Gita II:47’ de Krishna Arjuna’ya şöyle der: “Fedakarlık yapmak insanın gücü dahilindedir, ancak yaptığı fedakarlıkların meyveleri onun gücü dahilinde değildir.”


Baskı: Çok Fazla veya Çok Az?

Tüm yaşayan dokular kendilerine uygulanan kuvvetlere uyum sağlar. Bir astronot ağırlıksız bir ortamda haftalar geçirdiğinde kemik ağırlığının %15-20’sini kaybeder. Bunun sebebi, kemiklerinin ağırlık egzersizi ile baskıya uğramamasından dolayı kalsiyumu serbest bırakarak duruma uyum sağlaması ve yapısını değiştirmesidir. Eğer kemiklerimize baskı uygulamazsak körelirler. Çalışma ve egzersiz ile kaslarımıza baskı uygulamazsak körelirler. Bedenimizdeki dokular güçlü olmak için çalıştırılmalıdır. Bu yaşamın bir kanunudur. Kullan veya kaybet.


Tabii ki bedenlerimizdeki dokuları aşırı kullanmak da mümkündür. Aşırı uygulamayla ve toparlanması için yeteri kadar zaman tanımayarak gücümüzü yıpratabiliriz. Kemiklerimizi ve eklemlerimizi çok fazla ağırlığa maruz bırakarak aşırı sıkıştırabiliriz. Çok fazla tuz tüketip kan basıncımızı artırabiliriz. Çok az tuz tüketip elektrolit dengemizi bozabiliriz. Çok az baskı dokularımızın körelmesine, ve çok fazla baskı da dokularımızın bozulmasına sebep olur. İşte bu Yin ve Yang’ın oyunudur. Gerçek sağlık bu iki uç nokta arasındadır.


Bağ doku Böylece, dokularımızın doğru sağlığı için onlara kuvvet uygulayıp, sonra da toparlanmaları için yeterli zamanı vermemiz gerektiğini söyleyen Fedakarlık Teorisi veya Egzersiz Teorisi’ne ulaştık. Bu teori aerobik ve güç geliştirme konularında kolayca kabul edilmiştir. Aslında üzerinde durmaya değmeyecek kadar bariz bir konudur. Öyleyse neden binlerce kelime ile inceliyoruz? Çünkü Yoga bu teoriyi kas ve kemiklerin ötesine taşıyor ve sistematik bir şekilde bedenin eklemlerine ve bağ dokularına uyguluyor. Ortak bir yanlış kanı da eklemlerin “baskıya uğramaması” gerektiği, egzersiz esnasında “korunması” gerektiği yönündedir. Hatta 1960’larda bazen Yoga Batılılar’ın yapması için uygun değildir diye beyan edilmiştir. Bir sonraki makalemizde bu yanlış kanıların bazılarını inceleyeceğiz.


1 görüntüleme

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör